Han-ı Yağma  (Tevfik Fikret)Bu sofracık, efendiler, ki -iltikama muntazır
Huzurunuzda titriyor- şu milletin hayatıdır;
Şu milletin ki muztarib, şu milletin ki muhtazır,
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun, hapır hapır.

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler! Pek açsınız, bu çehrenizde bellidir;
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı, kim bilir?
Şu nadi-i niam, bakın, kudumunuzla müftahir,
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hakk da elde bir!

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı zi-safa sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin, ne varsa ortalıkta say:
Haseb, neseb, şeref, şataf, oyun, düğün, konak, saray
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı, yok zarar,
Gurur-ı ihtişamı var, sürür-ı intikamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar;
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar.

Yiyin efendiler, yiyin, bu han-ı can-feza sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını
Vücüdunu, hayatını, ümidini, hayalini;
Bütün ferag-ı halini, olanca şevk-ı balini
Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini.

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın gider ayak:
Yarın bakarsınız söner, bugün çıtırdayan ocak;
Bugünkü miğdeler kavi bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı pür-neva sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!…

Yaşam, Yaşandığında Yaşamdır

“Yaşam,iki bölümden oluşur;brüt yaşam ve net yaşam.

Brüt yaşam,doğumdan ölüme dek geçirdiğimiz süredir.

Net yaşam ise,kendimizle ve sevdiklerimizle yaşayabildiğimiz,başkasının doğrularına uymadığımız,içimizdeki sesi dinlediğimiz ve kendi kanatlarımızla yükselip,çoook uzaklara uçabildiğimiz süredir.

Lütfen yaşam vergilerini kaçırıp,net yaşamınızda,brüt rakamınızı yakalayın.
Net yaşamınızı da sonuna dek harcayın.

Bankalarda,buzdolaplarında,sandıklarda saklamayın.

Onu devretmeyin,ödünç vermeyin,ertelemeyin.

Sıfır kilometre kanatlarınız,bomboş bir bordroyla,arkanızda,denizleri,bulutları,ağaçları,müzikleri,aşkları,dostlukları,kavgaları,gözyaşlarının,o güzelim güneşi,kedileri,kuşları,balıkları,dağları,fotoğrafları,Antep işi lahmacunu,damardan tuzlamayı bırakarak çekip gitmeyin.

Cenneti içinizde de,yanınızda da,az ötenizde de duyumsayın.

Hoparlörde,kağıtta,bisikletin pedalında,pabucunuzun altında,sırtınızdaki çantada,termosta,küt küt ölünceye dek atacak kalbinizin tam ortasında.”